Fıkralar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fıkralar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Kasım 2011 Salı

“Ağam Ben Demedim, Sen Dedin!”



 

 

 

 

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Ata çok düşkün bir ağanın atı ölür. Kimse korkudan atın öldüğünü ağaya söyleyemez. Uyanık bir köylü, “Ben söylerim” diyerek gönüllü olur ve ağanın huzuruna çıkar:
“Ağam senin at var ya, senin at.”
“Evet, benim at var”
“Ağam uzanmış yatıyor.”
“İyi ya, ne var bunda?”
“Ağam senin at kulaklarını da yere sermiştir”
“Diyeceğini desene oğlum!”
“Ağam galiba nefes de almıyor”
“Desene oğlum, at öldü!”
“Ağam ben demedim, sen dedin!”

3 Kasım 2011 Perşembe

Üç Başbakanın Toplantısı



 

 

 

 

 

 

 

 

 

Amerika’da İngiltere ve Türkiye’nin Başbakanlarının katıldığı bir toplantı yapılır.
Toplantı sonunda basının sorularına cevap veriliyormuş.
Gazeteci sormuş ;
Ülkenizde 4 kişilik bir aile ne kadar gelirle rahat bir hayat sürebilir ve siz ne kadar ödüyorsunuz?
 Bush: Amerika’da 4 kişilik bir aile 5000 $ ile rahat bir yaşam sürebilir. Biz onlara 6500 $ veriyoruz geri kalan 1500 $ ı ne yapıyorlar bilemiyorum.
 

Blair: İngiltere’de aynı aile 4000 Pound ile rahat yaşar. Biz 5000 pound veriyoruz, 1000 pound nereye gidiyor bilmiyoruz.
 

Türkiye Başbakanı: Türkiye’de aynı ailenin açlık sınırı 1000 YTL. Dir. Biz onlara 450 YTL veriyoruz. geriye kalan 550 YTL’yi nereden buluyorlar bunu hala anlamış değiliz...!

17 Ekim 2011 Pazartesi

Biz de Çok var!

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Bir Amerikalı bir İngiliz ve bir Iraklı barda oturmuş içki içiyorlarmış. Amerikalı içkisini bitirince bardağı havaya fırlatıp silahıyla bardağa ateş etmiş ve parçalamış : `bizim ülkemizde bardaklar o kadar ucuzdur ki biz aynı bardakla iki kere içmeyiz` demiş. İngiliz’de bunun üzerine içkisini bitirip bardağı havaya fırlatıp ateş edip parçalamış ve `bizim İngiliz sahillerinde o kadar çok bardak yapacak kum vardır ki biz aynı bardakla iki kere içki içmeyiz` demiş... Irak’ lı da soğukkanlılıkla içkisini bitirip bardağı havaya fırlatmış ve Amerikalı ile İngiliz’i çekip öldürmüş ve `Bağdat `ta bu İngiliz ve Amerikalılardan o kadar çok var ki biz aynı adamlarla iki kere içmeyiz

10 Ekim 2011 Pazartesi

Gülen Cesetler

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Savcı morgdaki üç cesedi inceledikten sonra defin izni verecek… Birinci cesedin üzerini açmış, mevta gülüyor. Görevliye sormuş:
“Bu neden gülerek gitmiş.” Görevli:
“Efendim piyangodan büyük ikramiye kazandığını öğrenince gülmeye başlamış, o anda da sevinçten kalbi durmuş, sizlere ömür…”
İkinci cesede bakmış. O da gülüyor… Yine sormuş:
“ Ya bu?”
Öncekine benzer bir cevap gelmiş:
“Efendim, eşi erkek evlat doğurunca sevinmiş, gülerken de heyecana yüreği dayanmamış… Küüüt!
Sıra üçüncü cesede gelmiş. Ceset Temel’inmiş. Simsiyah bir ceset, üstelik o da gülüyor. Görevli savcının “peki bu neden gülüyor” diye sormasına fırsat bırakmamış, atılmış:
“Sayın savcım, buna da yıldırım çarpmış ama o fotoğrafının çekildiğini zannetmiş…

4 Ekim 2011 Salı

Yavaşla...

 
 
 
 
  
Temel otobanda köklemiş gazı, gidiyor... Bakmış bir tabela: "YAVAŞLA 80 km." Hız...ını o an 80'e indirmiş Temel. Az sonra bir tabela daha: "YAVAŞLA 60 km." Temel 60'a inmiş. Merakla giderken yeniden bir tabela: "YAVAŞLA 40." - "Yolda çalışma var galiba!" deyip 40'a düşürmüş hızını. Epeyce sonra yine bir tabela: "YAVAŞLA 15 km." Talimata uyarak 15 km.'ye düşmüş Temel. Yolun en sağından tıngır mıngır gidiyor. Ama meraktan da çatlayacak. Uflaya puflaya bir saat daha gittikten sonra yeni bir tabela görmüş: "YAVAŞLA'YA HOŞ GELDİNİZ, NÜFUS: 2500"

28 Eylül 2011 Çarşamba

Zihin operasyonu



 

 

 

 

 

 

 

    Adamın biri New York Central Park’ta yürüyüş yaparken, aniden bir köpeğin küçük bir kıza saldırdığını görür. Koşar ve köpekle boğuşmaya başlar. Hayli uzun bir boğuşmadan sonra, üzeri yara bere içinde kalır ama köpeği öldürür. Bu arada küçük kızın da hayatını kurtarmıştır. Son anda bu sahneyi gören polis nefes nefese olay yerine gelir. Sarılıp, teşekkür ettikten sonra der ki:
- Sen bir kahramansın! Yarın bütün gazeteler seni yazacaklar. Ve göreceksin başlığı da şöyle olacak:  “New York’lu cesur bir genç, küçük kızın hayatını kurtardı!” 
-Ama ben New York’lu değilim ki!
-Fark etmez. Bu durumda o zaman gazeteler şunu yazacaklar:  “Cesur Amerikalı, küçük kızın hayatını kurtardı!”
-Ama ben Amerikalı da değilim.
-Yine fark etmez. O zaman da gazeteler şöyle yazarlar: “İnsanlık ölmedi. Bir genç, küçük kızın hayatını kurtardı.”
-Pekiyi, sen nerelisin?
-Ben Irak’lıyım!
Polis, kızı hastaneye götürür. Adam ertesi gün gazeteleri aldığında şöyle bir başlıkla karşılaşır:  “Radikal bir İslâmcı, masum Amerikan köpeğini öldürdü...”

 
 ABD’li stratejist George Friedman şöyle diyor: “Türkiye 100 yıl sonra dünyanın en büyük 4 gücünden biri olacak. Çin ve Rusya gibi ülkeler gerileyip yerini Türkiye, Japonya, Meksika ve Polonya gibi yeni dünya güçlerine bırakacak.”
 
* Afşin SELİM  Yeniçağ

24 Eylül 2011 Cumartesi

Ben dün duydum...



 

 

 

 

 

 

 

Yahudi’nin birine tokat atan adam hakim karşısına çıkarılır:
-Neden vurdun?
-Bunlar İsa Peygamberi çarmıha germişler...
-İyi de bu kaç bin yıl önce olmuş..
-Valla ben dün duydum...

15 Eylül 2011 Perşembe

Tanrı Canlıları Yaratmış

 
 
 
 
Tanrı eşeği yaratmış ve ona demiş ki:
“Sen bir eşeksin. Sabahtan aksama kadar yorulmadan, yakınmadan çalışacaksın ve ağır yükleri sırtında taşıyacaksın. Ot yiyeceksin az akilli olacaksın ve 50 yıl yasayacaksın”.
Eşek cevap vermiş:
“50 sene böyle bir hayat için çok çok fazla, lütfen bana 20 yıldan fazla verme!” ve öyle oldu...
Sonra tanrı köpeği yaratmış ve ona demiş ki:
“Sen bir köpeksin. İnsanların mallarını koruyacaksın, onların en yakin dostu olacaksın. Geriye kalan artıkları yiyeceksin ve 25 yıl yasayacaksın.”
Köpek cevap vermiş:
“Tanrım, 25 yıl böyle yasamak çok fazla. Bana 10 yıl ver yeter” ve öyle oldu...
Daha sonra Tanrı maymunu yaratmış ve demiş ki:
“Sen bir maymunsun. Ağaçtan ağaca salınacak ve bir aptal gibi davranacaksın. İnsanları eğlendireceksin ve 20 yıl yasayacaksın”.
Maymun cevap vermiş:
“20 sene dünyanın palyaçosu olarak yasamak çok fazla. Bana 10 seneden fazla verme” demiş. Ve öyle olmuş...
Daha sonra Tanrı yılanı yaratmış ve demiş ki:
“Sen bir yılansın. Dünyada yüzüstü sürünerek 15 yıl yaşayacaksın.
Yılan cevap vermiş:
“15 yıl yüzüstü sürünerek yaşayamam. Bana 5 yıl yeter Tanrım” demiş.
En sonunda Tanrı insanı yaratmış ve ona demiş ki:
“Sen bir insansın. Dünyada yasayacak tek rasyonel düşünen canlı olacaksın. Diğer yaratılmışlara zekânı kullanarak hükmedeceksin. Dünyayı yöneteceksin ve 20 yıl yasayacaksın.”
İnsan cevap vermiş:
“Tanrım, insan olarak 20 yıl yetmez. Lütfen bana eşekten artan 30 yılı, köpekten artan 15 yılı ve maymun ile yılanın 10 yılını ver. ” demiş.
“Tanrı bunu kabul etmiş ve insan 20 yıl yaşamış evlenmiş ve 30 yıl eşek gibi sabahtan akşama kadar çalışmış ve ağır yükler taşımış. Sonra çocukları olmuş ve 15 yıl köpek gibi evini korumuş, aileden arta kalanlarla beslenmiş. Sonra ilerleyen yaşında 10 yıl maymun gibi,
Aptal gibi davrandı ve torunlarını eğlendirmiş. Son 10 yılını da yerinden kalkamaz duruma gelmiş ve yılan gibi sürünerek yaşamış. Bu güne kadar böyle gelmiş...”

13 Eylül 2011 Salı

Ahmaklar!

  
 
 
 
        Amerikan ile İngiliz generali konuşuyorlarmış. Biri ‘bende bir er var çok ahmak!’ demiş. Diğeriyse hayır! Bende bir er var, o daha da ahmaktır!’ demiş. Tartışma çok büyümeden kimin askerinin daha ahmak olduğunu anlamak için yarışma gibi bir davranışa karar vermişler. İlk general askerini yanına çağırıp ‘Oğlum! Git bana bu 5 dolarla bir Mercedes al, gel!’ demiş. İkinci general de askerini çağırıp ‘Git bak oğlum, ben ordu evinde miyim?’ demiş. İki asker çarşıda karşılaşmışlar. İlki ‘Yahu benim general çok ahmak! Bu günün Pazar olduğunu bildiği halde beni araba aldırmaya gönderdi!’ demiş. İkincisi atılmış: ‘Benim generalim daha ahmak! Yanında telefonu dururken beni ordu evine gönderdi!’

8 Eylül 2011 Perşembe

Hırsız!

   

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Köyün birine hırsız dadanmış. Hırsız özellikle ayakkabılara meraklıymış. Cemaat camiye girip namaza durunca bulduğu ayakkabıları torbasına doldurup kayboluyormuş.
Sonunda köylü pusuya yatmış, hırsızı, torbası elinde kıskıvrak yakalamış. Köy heyeti toplanmış. Hırsıza ne ceza vereceklerini tartışmışlar. Birisi bir öneri getirmiş.
-En iyisi imam yapıp önümüze geçirmek. Böylece gözümüzün önünde olur, hırsızlık yapamaz...
Köylünün aklı bu işe yatmış, adamı imam yapmışlar...
Aradan yıllar geçmiş. Gurbete çıkan bir köylü dönüşte hırsız imamın neler yaptığını, hırsızlığın bitip bitmediğini sormuş. Demişler ki:
-Herif imamlığa devam ediyor, hırsızlık yapmıyor...
-Demek sorun çözümlendi?
-Yok canım... Birkaç adam tuttu. Hırsızlığı onlara yaptırıyor. Kendisi de “Hırsızlık günahtır, sakın çalmayın” diye vaaz veriyor...

5 Eylül 2011 Pazartesi

Biz devletimizi uyanık zannederdik

 
 
Kadının birinin evi soyulmuş. Yalvara yakara konuyu padişaha kadar götürmüş. Padişah kadına sormuş:
- “Be kadın bu kadar derin bir uykuya nasıl daldınız da hırsızı duymadınız?”
-  “Padişahım, biz devletimizi uyanık zannederdik de ondan bu kadar derin uykuya daldık. Merak etmeyin artık böyle uyumayız.”

2 Eylül 2011 Cuma

“Kahrolsun Amerika!”

        Üç Amerikalı asker Irak’ın Bağdat şehrinde bir bakkal dükkânına girerler. Alış veriş yaparlarken “Kahrolsun Amerika” diye bir ses duyarlar. Etrafa bakınırlar ve sesin bir papağandan geldiğini anlarlar. Bunun üzerine Iraklı bakkala çıkışırlar;
       “Bu papağanı buradan yok et, yarın geldiğimizde görürsek seni mahvederiz.”
        Amerikalı askerler gittikten sonra bakkal, kara kara düşünmeye başlar. Çünkü papağanı çok sevmektedir. Derken, aklına cami imamının papağanı gelir. Hemen imamın yanına koşar, Başından geçenleri anlatıp rica eder:
       “Hocam sakıncası yoksa papağanları değişelim.”
         Hoca kabul eder ve papağanları değiştirirler.
         Ertesi gün işgalci Amerikan askerleri gelir, papağanı görürler ve öfkeyle;
        “Biz sana bunu yok edeceksin demedik mi?” diye çıkışırlar.
         Iraklı bakkal, “bu papağan, o papağan değil” dese de inandıramaz.
         Sivri zekâlı askerin biri “ben şimdi anlarım, bunun dünkü papağan olup olmadığını” der ve papağanın tekrarlamasını umarak bağırır:
        “Kahrolsun Amerika!” 
         Ses çıkmayınca bakkal dâhil hep birlikte bağırmalarını söyler:
        “Kahrolsun Amerika!”
         Yine ses yoktur. Tekrar bağırırlar
        “Kahrolsun Amerika!”
         Ve papağan konuşmaya başlar.
        “Amin evlatlarım!..”
         
 
 
 
        Kaynak:  Sadrettin Kuşoğlu’ndan

30 Ağustos 2011 Salı

Neyzen Tevfik’ten

    
 
     Ünlü hiciv şairi Neyzen Tevfik bir ara hükümetten belli bir tahsisat almaya başlar. O zamanki Cumhuriyet Halk Partisi’nin en etkili ve yetkili
 
sözcülerinden biri olan Cevdet Kerim, Neyzen’in cebine giren bu 3–5 kuruştan rahatsız olur ve tahsisatın kesilmesi için harekete geçer. Bunu duyan
 
Neyzen Tevfik şu iki mısra ile taşı gediğine kor:
 
   
    ‘Rızk için Allah Kerim,
 
     Fısk için Cevdet Kerim!’

26 Ağustos 2011 Cuma

Al Elimi, Erik Hırsızları

         AL ELİMİ

         Bir Kayserili boğulmak üzeredir. Onu kurtarmak isteyenler “elini ver” derler. Kayserili vermeyi sevmez ve elini vermez. Kayseriliyi kurtarmak isteyen diğer biri ona “al elimi” der. Kayserili adamın elini alır ve kendini kurtarır.

         Kayserili vermeye alışık değildir.

          ****

        ERİK HIRSIZLARI

Bünyan’da yukarı bahçelerde erik hırsızlamaya giden iki kişi, yanlışlıkla ceviz ağacına çıkmışlar. Erik zannederek cevizleri koyunlarına doldurmuşlar. Tenha bir yerde içlerinden biri erik niyetine cevizi dişlemiş ki zehir gibi...
Karanlıkta elindeki nesneye bakıp şöyle demiş:

Endamın erik

Yördemin erik

E kökü batasıca

Avılar mı çalık

     (Şahinde Bürüngüz'den)

 

23 Ağustos 2011 Salı

Ağa ve Marabası

Zurnada peşrev teşbihte hata olmaz.
 
Köyün ağası yanına marabasını alıp traktörüyle kasabaya gidiyormuş. Yolda ağanın aklına marabayla alay etmek gelmiş. Yolun kıyısındaki tezeğin yanında traktörü durdurmuş;
"Ulan maraba" demiş" Şu tezeği görüyor musun?"
Maraba; "Görüyorum ağam" demiş.
"Şu tezeği yersen bu traktör senin"
Maraba şaşırmış.
Ağa;
"Gerçekten" demiş. "Ye tezeği, al traktörü"
Maraba, tezeği yemiş. Traktörün anahtarlarını almış, direksiyona geçmiş. Ağanın canı fena halde sıkılmış. Kasabaya kadar tek kelime etmemiş, asık suratla yan tarafta oturmuş.
Akşam dönüş yolunda, maraba bakmış ağanın alnında şimşekler çakıyor, gözleri kapkara… Ürkmüş. Bu ağa bu traktörü bana yar etmez, acısını kat kat çıkartır, bir de köyde tezeği yedirdiğimi anlatırsa milletin ağzına düşerim, rezilliğin bini bir para diye düşünüyormuş.
Bu iş böyle kalmaz diyerek, yol kenarındaki bir tezeğin yanında durmuş.
"Ağam" demiş. "Senin canın sıkkın. Benim de içime sinmedi bu iş. Ye şu tezeği , traktörü geri al."
Ağanın suratı buruşmuş. Ama köye, traktörü kaptırmış ve direksiyonda maraba, kendi arka tarafta dönmek de fena halde canını sıkıyor, çözüm bulmaya çalışıyormuş.
İstemeye istemeye aşağı inmiş, tezeği yemiş. Traktörü geri almış yeniden direksiyona geçmiş.
Tam köye yaklaşırken ağa marabaya dönmüş.
"Ulan maraba" demiş.
Maraba:
"Buyur ağam" demiş.
"Biz köyden çıkarken bu traktör kimindi?"
"Senindi ağam"
"Direksiyonda kim vardı?"
"Tabii ki sen ağam"
"Pekii şimdi bu traktör kimin?"
"Elbette senin ağam"
"Direksiyonda kim var?"
"Tabii ki, sen varsın ağam"
Ağa birkaç günlük sakalını kaşımış. Kasketini çıkartıp mendiliyle kafasındaki teri silmiş ve marabaya dönmüş:
"Öyleyse biz bu b.ku neden yedik?"

22 Ağustos 2011 Pazartesi

Tilkinin Kurda dersi

Aslanla kurt arkadaş olmuşlar. Açlıktan kıvranırken ovada otlayan bir at görmüşler. Tepenin üstünden atı seyreden aslan kurda dönüp sormuş: “Gözlerim kızardı mı?” “Evet!”
“Kuyruğum dikildi mi?” “Evet!” “Tüylerim diken diken oldu mu?”  Kurt yine “evet” deyince Aslan yıldırım gibi saldırıp atı yere devirmiş.  İki arkadaş kendilerine ziyafet çekmiş. Bir zaman sonra aynı kurt tilkiyle dolaşmaya çıkmış.  Karınları iyice açıkmış. Tam o sırada ovada otlayan bir at görmüşler ve kurdun aklına önceki olay gelmiş ve tilkiye sormuş; “Gözlerim kızardı mı?” “Yooo!” demiş tilki. “Kuyruğum dikildi mi?”  “Hayır!” “Peki, tüylerim diken diken oldu mu?” “Olmadı!” diyerek gördüğü gerçeği söylemiş tilki. Duyduklarına bozulmuş kurt; “Evet desene!” diye kükremiş. Tilki bakmış pabuç pahalı, çaresiz “Evet, evet!” demiş. Marifetin, tilkiden duyacağı “Evet!”lerde olduğunu sanan kurt hışımla atın üzerine saldırmış. Saldırmış saldırmasına da, ömrünün en sıkı ve en güçlü çiftesini yemiş! Tilki cansız halde ve pestil gibi önüne yığılan kurdun başında ona uzun uzun bakmış ve demiş ki: “Hah işte! Şimdi gözlerin kızardı, kuyruğun dikildi ve tüylerin diken diken oldu!”

19 Ağustos 2011 Cuma

El Elin Eşeğini Türkü Çağırarak Arar*

         Bir gün Nasrettin Hoca türkü çağırarak dolaşırken, Hocayla karşılaşan bir adam sHocaya sorar:
         “Hocam, bu ne hal?”
         Nasrettin Hoca gayet sakin bir halde, üzerine bakınarak:
         “Halimde ne var, Eşek arıyorum evlat” der.
         Zavallı adam aldığı cevap karşısında şaşkındır.
         “Hiç türkü söyleyerek eşek aranır mı, Hocam?” der.
          Hoca:
          “Aranır evlat, elbet aranır. El, elin eşeğini türkü çağırarak arar...”
 
 
      
       * ABD'de elin teröristini  fıkradaki gibi aramaktadır.
       
 

15 Ağustos 2011 Pazartesi

Vatan Sevgisi

Bir alman bir fransız bide bizim temel gizli bi örgüt tarafından yakalanırlar.ve bunlara sorulur -ÜLKENİMİ DAHA ÇOK SEVİYOSUN YOKSA KARINIMI? İlk önce alman`a sormuşlar alman tabii ki -ülkemi demiş. -tamam demişler al şu silahı içerde karın var git öldür. alman girmiş içeri 5 dakka sonra çıkmış ne oldu demişler -vuramadım karımı daha çok seviyomuşum demiş. fransıza sormuşlar fransız -ülkemi demiş tamam al şu silahı gir odada karın var öldür demişler.fransız da öldüremeden çıkmış -karımı daha çok seviyomuşum demiş. sıra temele gelmiş temelde -ülkemi seviyorum demiş al şu silahı içerde karın var git öldür demişler temel içeri girmiş 15 dakka sonra içerden TAK-TUK-ÇAT-ÇUT sesler gelmiş temel dışarı çıktığında sormuşlar -ne oldu bu kadar kaldın demişler temelde -ne olacak verdiğiniz silah kuru sıkı çıktı bende sandalyeyle kafasını kırdım demiş.

13 Ağustos 2011 Cumartesi

KİM DOST, KİM DÜŞMAN?

Küçük bir kuş ayazda yiyecek bulmak için dışarı çıkmış. Hava soğuk olduğu için kuş dayanamayıp karın üstüne düşmüş.
Kuş çaresiz ölümü beklerken oradan geçen bir inek sürüsü kuşun üstüne sıçmış. Kuş tam ineğe küfür edecekken bokun sıcaklığıyla kanatları çözülüvermiş. Kuş sevinçle ötmeye başlamış oradan geçen bir kedi kuşun sesini duymuş. Ve boku eşeleyip kuşu çıkarmış.
Kuş tam teşekkür edecekken kedi onu yemiş.
Demek ki neymiş;
1-Her üstüne sıçanı düşmanın sanma.
2-Seni her boktan kurtaranı dostun sanma.
3-Ve en önemlisi bokun içinde mutluysan sesini çıkarma.

Ekleyen: aşk cafe-Facebook

11 Ağustos 2011 Perşembe

“Kahrolsun Amerika!”

        Üç Amerikalı asker Irak’ın Bağdat şehrinde bir bakkal dükkânına girerler. Alış veriş yaparlarken “Kahrolsun Amerika” diye bir ses duyarlar. Etrafa bakınırlar ve sesin bir papağandan geldiğini anlarlar. Bunun üzerine Iraklı bakkala çıkışırlar;
      “Bu papağanı buradan yok et, yarın geldiğimizde görürsek seni mahvederiz.”
        Amerikalı askerler gittikten sonra bakkal, kara kara düşünmeye başlar. Çünkü papağanı çok sevmektedir. Derken, aklına cami imamının papağanı gelir. Hemen imamın yanına koşar, Başından geçenleri anlatıp rica eder:
       “Hocam sakıncası yoksa papağanları değişelim.”
         Hoca kabul eder ve papağanları değiştirirler.
         Ertesi gün işgalci Amerikan askerleri gelir, papağanı görürler ve öfkeyle;
        “Biz sana bunu yok edeceksin demedik mi?” diye çıkışırlar.
         Iraklı bakkal, “bu papağan, o papağan değil” dese de inandıramaz.
         Sivri zekâlı askerin biri “ben şimdi anlarım, bunun dünkü papağan olup olmadığını” der ve papağanın tekrarlamasını umarak bağırır:
        “Kahrolsun Amerika!” 
         Ses çıkmayınca bakkal dâhil hep birlikte bağırmalarını söyler:
        “Kahrolsun Amerika!”
         Yine ses yoktur. Tekrar bağırırlar
        “Kahrolsun Amerika!”
         Ve papağan konuşmaya başlar.
        “Amin evlatlarım!..”